Liste: Yaşım ilerledikçe beni yoran şeyler

Submitted by Anonymous (not verified) on Tue, 11/05/2019 - 23:35

Kalabalık, laftan anlamayan insanlar, para(hem varlığı hem yokluğu), ikili ilişkiler, aile, akraba, Iş, okul daha kısası yaş ilerledikçe her şey insanı yoruyor tahmmül seviyemiz neden bu kadar aşağı çekiliyor ben bilmiyorum bilen varsa hepimize anlatsın. 
Sanırım sert müzikler, ergenlik çağım metal müzikle geçmişti, şu an çok da büyük sayılmam ama beni yoruyor. Daha çok progressive rock’a sardım şu yıllarda, 4-5 yıl sonra da geleneksel blues’a kafayı gömerim sanırım.

Madde de vereyim de tam olsun:
- atalet (eylemsizlik) haline geçIş.

- “keşke” ile “iyi ki” arasında yapılan hayat muhasebeleri

- sürekli erteleme durumu

- yalnızlığı ile mutlu ; kalabalıkta sıkıntılı ruh hali.

- eski arkadaşları arayıp sormaya üşenmek

- zaman aşımına uğrayan dostluklar

- takıntılı döngüsel geçmiş sendromu (anılara sarılmak)

- yaşanan gençliğin taze enerjisini aramak ve anmak ;

- mevcut yaşlı halinin bayat enerjisinin keyifsizliğI ile kumda debelenmek

Üniversite.Yoruyor artık tahammül edemiyorum.O asistanların egoları. Bildikleri üç parça bilgiyle seni stajlarda ezmeye çalışmaları. Kaldıramıyorum artık. Düşünüyorum 4 sene önce böyle değildi sanki. Yaş ilerledikçe gitmiyor.Çok bunaldım.Herkes bunalmamın çok normal olduğunu söylüyor.Belki şuan canımı sıkan şeylere bir üç dört sene sonra onlar da neymiş diyeceğim onu da biliyorum.Ama bilsem de çare olmuyor Işte.

Ilk önce toy hatalar ve hayatı öğrenirken çekilen dert ve çileler derim. Fakat yaş ilerledikçe zamanını çalan bu şeyler bi süre sonra hayatını kaçırdığını da anlamanı sağlıyor. Sen pişiyorsun ve oluyorsun ama zaman çoktan geçmiş. Gençliğin dertleri ve tasaları bence yerli ve parça parça olmalı. Her şeyin bir anda olduğu gibi olmamalı

Fayda sağlamayan şeylerdi benim Için yani pragmatist bir insanım hep ancak zaman geçtikçe bunlara bir özel alan eklendi: mutsuzluk veren her şey...

Hala daha faydasız Işleri sevmem ama mutsuzluk veren şeylerden adeta kaçarım.

Bıktım çünkü arkadaşlar, acıdan, hüzünden, mutsuzluktan bıktım ve sadece mutluluk istiyorum, sevdiğim insanla sessiz sakin yaşamak istiyorum...

Kavga etmeyi değil, sessizce hayata bakmayı; acıklı filmleri, şarkıları, kitapları değil sadece eğlenceli, heyecanlı ve zevkli yapımları, yapıtları istiyorum.

Çok sevenler olabilir Işte arabeski ya da ağlatan filmleri ama ben artık sevmiyorum...

Zaten yeterince acı dolu bir yerde bir de kendi kendime bunu yapamam ben, bu bana aptalca geliyor.

Yani mesela sevdiklerimin varlığıyla mutlu oluyorum, hoşuma giden şeyleri yaparak zaman öldürüyorum (sonuçta o da beni öldürüyor intikam sayılır.) ve bence en önemlisi başımı yastığa rahat koyuyorum...

Hırslarınız, büyük kariyer planlarınız, acılarınız sizin olsun; bana sevdiğim olsa yeterli...

Unutkan bir insanım, genelde arkadaşlarımın mesajlarına cevap vermeyi de bu yüzden unuturum ama yıllardır bu böyle ve beni tanıdıkları Için problem olarak görmezler.

Birkaç gün öncesinde yine aynı durumu yaşadım, arkadaşım mesaj atmış ve cevap yazmayı unutmuşum ve o özellikle o gün telefona bakmak hiç istemeyeceğimi, çok daha önemli bir şeyle ilgilendiğimi kendisi de çok iyi biliyor ve buna rağmen trip attı.

O kadar durumu açıklamak istemedim ki, kendimi anlatmak o kadar zor geldi ki.. Üstelik bu insan benim Için çok önemli ve çok seviyorum ama küsme ihtimali umrumda bile değildi, beni hala tanımadıysa küsebilir çünkü.

Belli bir yaştan sonra gereksiz tripler insanı yoruyor, kendini anlatmaya açıklamaya çalışmak hele inanılmaz zorlaşıyor. Insanları hayatınızda olduğu gibi kabul edecekseniz onlarla iletişim kurun, iletişim kurmak değIştirmek değildir inanın hiçbir Işe yaramaz.

Daha önce ihtimal vermediğiniz şeylerdir.
En çok da yaşayamamak yorar insanı. Yaşadıkların, yaşam sürenle doğru orantılı gitmedikçe yorulursun. Her sabah evden çıktığında aynı kedinin sana bakışından, aynı insanlarla karşılaşmaktan, aynı saatte gelen araca binip aynı insanlarla sıradan sohbetleri yapıp akşam son enerjini eve dönüş trafiğinde bitirmekten ve uzun cümleler kurmaktan yorulursun. Kulağı zor Işitenlere bağırarak konuşmaktan ve tekrar tekrar söylemekten… etraftaki çalan telefonlardan, yüksek sesle konuşanlardan… abartılı kahkahalardan.. Sürekli söylenen insanlardan.. Hayatını gözüne sokanlardan… ya da sürekli ağıra satanların peşinde koşmaktan…

Aynı şehirde yaşadığın ama bir türlü görüşemediğin, senin gücendiğin, onların gücendiğI ama aslında aynı mağduriyeti paylaştığın dostlarınla kopmak yorgunluğunun üzüntüsü ve yaşla birlikte yalnızlaşmanı perçinler.
Eskiden eve geç gelme diyenlere isyan ederken, artık konserler, tiyatrolar saat kaçta başlayıp bitiyor, uykum gelir benim enerjim kalmaz diye kendin otokontrol koyarsın. En çok da o zaman anlarsın. Başkaları alemlere akarken sen taksiye atlayıp eve gidersin. Beklentin bir barda bira Içmekten, evde bir bardak sıcak çay Içmeye döner. Sohbet etmek Için bağıra bağıra sesini duyurmaya çalıştığın, kalabalık, uğultulu, çaldığı müziğe yabancı olduğun bir ortama tahammül etmek zor ve anlamsız gelir. Üstüne bir de bi dünya hesap öder, metrobüslerde sürünmeye mecal kalmadığından iki katı da taksi parası ödersin. Sessiz sakin odanda tvyi açıp düzenli olarak görmeye alıştığın ve artık dostlarından daha sık görmeye aşina olduğun sahte karakterleri görmek dramatiktir ama iyi gelir. Böyle bir kısır döngü devam eder.
Hayatın rutindir, her rutine dönüşen şey gibi sıkıcıdır, ama yorucudur da. Çünkü yaştan ziyade, yaş ilerledikçe hayatını yaşayamamanın birikimi yorar insanı.